Medyada Ben-03

Sene 2014 ve bu sefer muhteşem 3lü olarak gazetelerdeyiz. Akşam’ın Pazar ekine konuk oluyoruz, Ben, Gizem Dönmezer ve Moti Romi. İstanbul’da Levent Çarşıda verdiğimiz eğlenceli pozlar ile süslenen gazete röportajı ile Albinizm hakkında bir bilgilendirme daha. Hemen bu haberin öncesinde Ağustos ayında Bianet te çıkan haber ile Albinizm bir kez daha haberlere konu olmuştu, busefer ise 3 genç Albinizmli kişi ile Albinizme farklı bakış açıları anlatıldı.

Künye:

Tarih : 26.09.2014
Mecra : Akşam Gazetesi
Yazar : Sibel Ateş Yengin

Bağlantı:

“Sadece bizim rengimiz farklı”

Tarama:

Gazete Akşam

Kopya:

Saçları tenleri bembeyaz, bir de gözleri şeffaf… Aslında renkleri dışında hiçbir farkımız yok. Onlar sadece Albinizmli. Kimi sosyal hayatta olumsuz davranışlara maruz kalırken bazı Hollywood filmleri de hikâyelerinde kötü karakter olarak yer veriyor onlara. “Biz de sizden biriyiz, bir farkımız yok. Sadece saçımızın ve gözümüzün rengi farklı” düşüncesini anlatmaya çalışan Albinizm Derneği Başkanı Burcu Çakır Keskin ve albinizmli dernek üyeleriyle bir araya geldik, albinizmi ve albinizmli birey olmayı anlattılar.

ALBİNİZM DOSTLARI
Derneğimiz albinizmli bireyler ve albinizmli çocuk sahibi olan aileler için 2013 yılında kuruldu. ‘Albinizm dostları’ adında facebook gurubumuz da var. Albinizmli çocuğu olan aile bizi buluyor ve neler yapması gerektiğini soruyor. Bağlantı kuruyoruz, buluşmalar düzenliyoruz. İstanbul’da ve Isparta’da bir araya geldik. Gönüllülere ve albinizmle bağlantılı kişilere bölgesel temsilcilikler vermeye başladık. Adana’da, Isparta’da temsilcilerimiz var. Ankara’da bir konferans düzenledik. Konunun uzmanları albinizmi anlattı. ODTÜ mezunu bir arkadaşımız ODTÜ Mezunlar Derneği’ni ayarladı sağ olsun. “Ücretsiz nasıl yaptınız? Çok zengin bir derneksiniz herhalde” diyorlar. Oysa çok fazla bir gelirimiz yok. Gönüllüler tarafından düzenlendi. İnandık ve bir şekilde oldu. Ayrıca dernek olarak Avrupa Albinist Günleri’ne davet edildik. Kendi imkânlarımızla gittik. Çok da memnun olduk çünkü Avrupa’nın pek çok farklı ülkesinden dernekler, bilim adamları katıldı. Uzmanlar albinizmli bireylerin cilt, göz ve sosyal problemleri hakkında bilgi verdi. Birbirimize ne tür faydalar sağlayabileceğimizi konuştuk. Bir oturumda albinizmli gençler yaşadıkları problemleri konuştu. 

BEMBEYAZ BİR ÇOCUĞUM OLDU

Oğlum doğar doğmaz kucağıma aldım. Bembeyaz bir çocukla karşı karşıyaydım. Eşimle birbirimize baktık ve ‘albinizmli olabilir mi?’ diye düşündük. Eşimin albinizmli arkadaşları varmış üniversite döneminde ama ben hiç karşılaşmamıştım. Daha önce bu konu hakkında hiçbir bilgim yoktu. Benim için onlar sarışın insanlardı. Oğlumla beraber bilgilenmeye başladık. Hâlâ araştırmalarımız devam ediyor. Çünkü doktorların verdiği bilgiler çok yetersiz. “Ne yapacağım, nasıl bakacağım, nelere ihtiyacı olabilir?” diyorsunuz ama kimse doğru düzgün yönlendirmiyor bile. Çocuğumuzun albinizmli olduğunu pediatrik göz hekimi muayenesi sonucunda öğrendik. “Çocuğunuzda albinizm var. Güneşten koruyacaksınız, altı ayda bir muayeneye getireceksiniz” dendi. Albinizm aynı geni taşıdıkları için akraba evliliklerinde daha çok rastlanıyor. Eşimle akraba değiliz. Doktorumuz “Sizin bu çocuğa sahip olma şansınız milli piyangoyu kazanma şansınızdan daha düşük” demişti. Çünkü biz 17 milyonluk şehirde aynı geni taşıyan iki insan olarak birbirimizi bulmuşuz.  

GÖZLERİ DUYARLI

Albinizmdeki asıl kriter gözde renk olmaması. Sizin gözünüz kahverengi çünkü gözünüzde renk pigmenti var, saçınız da aynı şekilde. Mesela Mehmet’in gözleri şeffaf, sanki mavi griymiş gibi görünüyor bunun sebebi ışık yansımasıyla ilgili. Işık farklı açıdan geldiği zaman da gözler kırmızı görünür ancak bunun sebebi gözün şeffaf olması çünkü gözün arkasındaki kan damarları görünüyor. Albinizmin farklı tipleri var. Kiminde gözde renk var, kiminde hem gözde hem ciltte renk var, kiminde ise hiç renk yok.  Bu durum görme bozukluğu yaratıyor haliyle. Ama bu göz kusuru dediğimiz miyop, hipermetrop, astigmatizm gibi değil. Albinizmdeki göz rahatsızlığında ışıktan kaynaklı problemler oluşuyor. Renk olmadığı için ışık direkt olarak gözün arkasına nüfuz ediyor.  Böylece göz tam olarak gelişimini tamamlayamıyor ve aldığı sinyalleri beyne tam olarak aktaramıyor. Gözleri ışığa karşı çok duyarlı. Hani karanlık bir sinema salonundan gün ışığına çıktığınızda gözünüz bir anda kamaşır ya albinizm de bu his sürekli olarak yaşanıyor. Gözlerdeki hareketlilik de dışarıdan gelen ışığın sanki bir tehlike gibi algılanmasından kaynaklanıyor. Göz kasları deformasyona uğruyor. Dikkat ettiyseniz albinizmli biri gözünü kısarak bakar. O yüzden ultraviyole ışınlarından korunmak için güneş kremi kullanmak ve gözlük kullanmak zorundalar. Birtakım ürünleri çok uygun fiyata derneğimiz vasıtasıyla temin edebiliyoruz. 

FİLMİN KÖTÜ ADAMI ALBİNİZMLİ

İçimizde öğretmen, inşaat mühendisi, bilgisayar uzmanı var. Farklılıklarından dolayı yaşadıkları engelleri aşmayı başarırlarsa ve aileleri de desteklerse iş bulma konusunda ve sosyal hayatta problem yaşamıyorlar. Albinizmle ilgili o kadar çok hurafe var ki. 
Hollywood filmlerinde albinizmli bireyler kötü karakterler olarak yansıtıldı. Mesela ‘Matrix’ filminde ikiz albinizmli kötü karakter vardı. O yüzden bu algıyı değiştirmek ve “Biz de sizden biriyiz, bir farkımız yok. Sadece saçımızın ve gözümüzün rengi farklı” düşüncesini anlatıyoruz. Özellikle okul döneminde sosyal ve fiziksel problemler yaşıyorlar. Az gördükleri için genellikle kaynaştırma öğrencisi  olabiliyorlar. Çünkü engelli raporu alınırsa okul büyük puntolu sınav kâğıdı sunuyor. Üniversite sınavında ayrı bir sınıfta sınava girme avantajı oluyor. Normal bir şekilde sınava girse soruları rahatlıkla okuyamadığı için süreyi düzgün bir şekilde kullanamayabilir.

Ali Şengöz:

ALBİNİZM OLSA DA OLMASA DA HAYAT GÜZEL

Albinizm hakkındaki hislerimi anlatmak zor aslında, bu bütün hayatını anlatmak gibi. Kimi hayatının merkezine koyar, her şeyin sebebiymiş gibi düşünür, kimi ise hayatın bir parçası olarak görür. Ben ikincisini seçtim. Denizin ortasındaysam ve deniz çok dalgalıysa, vaktimi nedenini sorgulayıp “Keşke böyle olmasaydı” diyerek geçirmektense o dalgalar arasında yol almak için ne yapabileceğimi düşünür ve zamanımı en keyifli şekilde geçirmeye çalışırım. Çevremdekilere “Ben albinoyum” diye vurgu yapmam. Bu yüzden hiçbir arkadaşım farklı görmez beni, farklı gören de arkadaşım olamaz zaten. Tabii bunda en büyük etken ailemden aldığım destek. Bugüne kadar bana hiçbir şey için “Sen onu yapamazsın” demediler, yapamayacaksam da kendim keşfettim, kendim vazgeçtim. Ailenizin sevgisini hissetmek çok önemli hayatta, o yüzden çok şey borçluyum onlara. Bu kadar rahat konuştuğuma bakıp hayatımın çok da rahat geçtiğini sanmayın, çocukken çok zorlandım. Çocukların acımasızca dalga geçmelerine maruz kaldım, okulda yazılar silik göründüğü için çok kolay yapabileceğim bir sınavı yapamadığımdaki hüznümü hatırlarım. Elbette eğlenceli hikâyeler de var. Türk olduğuma inanmayan sahil esnafına turist numarası yaparak kandırmak gibi mesela… Bu yakışıklı dış görünüş değil de, en çok göz problemi zorladı beni. ŞaNs eseri üniversite sınavından hemen önce keşfettim teleskopik gözlükleri. O gözlüklere alışmak zaman aldı, gözlerim ağrıya ağrıya çalıştım sınava ama bakın şimdi alıştı, yaş olmuş 33 hâlâ okuyorum (gülüyor) Tesadüfen bulduğum gözlükler bana güç verdi, buna ihtiyacı olan diğer insanlara da ulaştırmak için bir şeyler yapmaya başladım. Amerikan NOAH derneğinin web sitesindeki Albinizm bilgilerini Türkçeye çevirdim, bir web sitesi kurdum ve bu çevirileri orada yayınladım. O zamanlar sene 1999, Albinizm hakkındaki tek Türkçe kaynak benim web sitemdi, düşünün üzerinden 15 sene geçmiş, hâlâ tek kaynak benim sitem maalesef. Yüzlerce kişiyle görüştüm bu site sayesinde. Anneler, babalar, çocuklarla tanıştım, sadece gördüklerimi, bildiklerimi aktardım, ama bu bile yetti. Çünkü tek ihtiyaç duydukları samimi ve gerçek bilgiydi. Hayatınızda sevgi dolu insanlar varsa albinizm olsa da olmasa da hayat güzel…

Gizem Dönmezer:

SAÇIMI BOYATMADIM
Çocukluk yıllarıma dair en net hatırladığım cümle “Kızımız albino o yüzden saçları ve gözleri böyle” cümlesidir. Her zaman destekçim olan ve albino olduğumdan dolayı asla rahatsızlık duymayan ailem, insanlara sabırla açıklama yapardı o zamanlar. İlkokul yıllarımda arkadaşlarımdan gelen acımasız eleştiriler beni oldukça üzmesine rağmen annem ve babam ikna edici konuşmalarıyla üzüntümü geçirir, akranlarıma durumumu anlatmamı söylerlerdi. Rahatsızlığımın bulaşıcı olmadığını, onlardan daha az gördüğümü anlatmaya çalışırdım aklımın yettiğince. Ortaokulda kendimi daha rahat ifade etmeye başlamıştım ve artık eleştirilere, kalp kıran esprilere daha az üzülüyordum. Liseye başlamadan önce ailem istersem saçımı boyatabileceğimi böylelikle daha az dikkat çekeceğimi söyledi fakat buna gerek olmadığını düşündüm. Doğal halimi değiştirip kendimi topluma kabul ettirme fikrini hiç sevmedim. İnsanların farklılıklara alışmalarını ve beni albinizmli bir birey olarak kabul etmelerini istedim. Bu düşüncelerle başladığım lise hayatımın ilk gününde kullanmak zorunda olduğum teleskopik ve prizmatik gözlüklerimi öğretmen kürsüsüne geçerek “Bunlar benim gözlüklerim ve kullanmak zorundayım” diyerek arkadaşlarıma gösterdim. Bu hareketle gelebilecek eleştiri ve soruları ilk günden engellemiştim. Bu süreçte aile desteği çok önemli. Şimdi bir üniversite son sınıf öğrencisi olarak etrafımdaki insanlara albinizmi, kendimi kabul ettirmek için değil de, insanlar bilinçlensin diye anlatıyorum. 

Moti Romi: 

DOKTORLAR YANILDI! OKUDUM
30 yıla yakın süredir albinizmle yaşıyorum. Albinizmli olarak yaşadığım tecrübeleri benimle aynı durumda olan kardeşlerim ve onların aileleriyle paylaşabilmek istiyorum. Albinizmli olsun olmasın hepimiz belli sınırlar çerçevesinde sürdürüyoruz hayatımızı. Önemli olan bu sınırlara uyum sağlayabilmek ve bazen de sınırları aşmak için çaba sarf etmekten yorulmamak. Sınırlarımı ilk defa 15 yaşında aştım. Şans eseri elim, dolabın içinde bulunan hipodromlarda kullanılan büyük bir dürbüne erişti. Dürbünle önce evimizin altıncı katından dışarıyı seyrettim. Sonra dürbünü alıp salona geçtim ve mümkün olduğunca uzaktan televizyonu izlemeye başladım. O zamana kadar uzaktaki nesneleri bu kadar net gördüğümü hatırlamıyorum. Ailem şaşkındı. O kadar doktor gezmemize rağmen hiçbiri dürbünün çözüm olabileceğini söylememişti. Sonraki gün dürbünümle  okula gittim. Tahtaya yazılanları oldukça net görebiliyordum. Sorun büyük ancak çözümü de bir o kadar basitti. Bir dürbün içimde var olan potansiyeli çıkarmaya yetmişti. Küçüklüğümde aileme fısıltıyla okuyamayacağımı söyleyen doktorlar ne kadar yanıldıklarının farkında değillerdi. Bu hikâyemi mezuniyet töreninde anlatırken ailemin gözlerinin dolduğu gün aklıma gelir. Elde ettiğim başarı albinizmli olmayan bir bireyin elde ettiği başarıdan farksızdı. Böyle hissetmemdeki en büyük etken sosyal çevremin albinizmli olmama bakmaksızın bir birey olarak değerlendirmeleri oldu. Bu anlamda kendimi şanslı hissediyorum. Albinizme bağlı veya farklı nedenlerden dolayı engelleri olan bireylerin ailelerine  tavsiyem; çocuklarını engelleri yokmuşçasına hayata hazırlamalarıdır. Bırakın bireyler engellerini kendileri keşfetsin ve onlarla yaşamayı öğrensin. Ancak bu şekilde hayat hepimiz için yaşanılabilir olur.

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://www.alisengoz.com.tr/2020/05/09/medyada-ben-03/

Medyada Ben-02

Medyada hızla yükseldiğimin göstergesi, gazete röportajının ardından televizyona çıkmam sanırım. Tamam ikisi arasında 5 yıl olabilir ama yine de bir başarı sayabiliriz 🙂

TRTOKUL kanalında o yıllarda  “kontrol sende” adında bir yarışma programı vardı (varmış), yabancıların “Big Brother” olarak bizim de “Biri Bizi Gözetliyor” olarak bildiğimiz yarışma konseptinin öğretici ve daha masum bir versiyonu diyebiliriz kısaca. 18-25 yaş arasında 14 yarışmacı kendileri için özel olarak hazırlanmış bir alanda yaşıyorlar ve her gün farklı bir konuda eğitim görüyorlar. Bir eğitimin konusu da Albinizm seçilmiş ve tabi ben davet edildim çocuklara eğitim vermem için.

Gidip 45dk lık bir süreçte TV de görünmek ilk tecrübem için güzel bir deneyimdi. Maalesef kayıtlar elidme olmadığı için sizlerle paylaşamayacağım.

Künye:

Tarih : 23.03.2011
Mecra : TRTOKUL
Program : Kontrol Sende

Bağlantı:

https://www.haberler.com/trt-okul-yayina-basliyor-2504002-haberi/

Video:

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://www.alisengoz.com.tr/2020/05/08/medyada-ben-2/

Medyada Ben-01

Korona virüs sebebi ile evde kaldığımız bu zamanlarda ben de biraz web siteme ekleme yapma ve düzenleme fırsatı buldum. Bu sayede daha önce benimle yapılan röportaj ya da görüşmeler ile çıkan haberleri de burada toplamaya karar verdim. Bunlardan ilki benim gazetelerdeki ilk röportajımdır.

Haberin başlığı “Albinolar neden hep ‘kötü adam’?” dikkat çekici değil mi 🙂 şimdilerde sadece başlığa bakınca anlamsız hatta itici bile gelebilir, oysaki o tarihte oldukça geçerli bir sebebi vardı. 2006 yılındaki bu haber o dönem sinemalara gelen “Da Vinci Şifresi” filminden kaynaklı. Dan Brown ın büyük olay yaratan kitabından esinlenen film Türkiye’de vizyona girdiğinde hikayede yer alan albino “Silas” karakteri de dikkat çekti. Tabi arkasından Albinizm ile ilgili bir gazete haberi kaçınılmazdı 😉

Yaprak Aras’ ın bana ulaşması çok zaman almadı, bugünlerde internette bolca kaynak bulabileceğiniz, hatta iletişime geçebileceğiniz yerli bir Dernek bile varken, o tarihlerde ulaşabileceğiniz neredeyse tek kişi bendim. E tabi bunda 2000 yılından beri yayında olan web sitemin de etkisi var. Telefon üzerinden gerçekleştirilen röportaj sonrası çıkan gazete yazısı için Yaprak Hanıma teşekkür ederim. Kabul ediyorum o tarihlerdeki zayıf yüzüm ve uzun saçlı halim şu an ile karşılaştırılamaz, ama geçmişe dönmek güzel yine de. Haber hakkında bilgileri aşağıda bulabilirsiniz.

Künye:

Tarih : 21.05.2006
Mecra : Milliyet Gazetesi
Yazar : Yaprak Aras

Bağlantı:

Albinolar neden hep ‘kötü adam’?
Albinolar neden hep ‘kötü adam’?

Tarama:

Kopya:

“Da Vinci Şifresi”ndeki kötü karakter Silas’ın albino olması albinoları kızdırdı. Kendi de albino olan Dennis Hurley filmdeki hataları gösteren ve albinizmi anlatan “The Albino Code” (Albino Şifresi) isimli bir film çekti.

Matrix Reloaded”daki “cani” ikizler, “Soğuk Dağ”daki Bosie, Harry Potter’ın can düşmanı Draco Malfoy ve daha nicesi… Hepsinin ortak noktası, Hollywood’un yıllardır vazgeçemediği “kötü albino adam” klişesinin örnekleri olmaları. 1897 yılında H.G. Wells’in “Görünmez Adam” adlı kitabıyla ilk kez ortaya çıktığı sanılan bu önyargı, “Da Vinci Şifresi” ile tekrar gündemde. Filmdeki kötü karakter Silas da, benzerleri gibi “cildi bir hayalet kadar soluk” ve “şeytani kırmızı gözlere sahip” olarak tasvir ediliyor.

“Akşınlık” olarak bilinen albinizm, aslında melanin denilen pigment hücrelerinin eksikliği. Saç, deri ve gözleri etkileyen bu durumun en önemli dezavantajı, görme problemleri ve güneşe karşı hassasiyet.

Amerikan Ulusal Albino Organizasyonu (NOAH), geçtiğimiz haftalarda “Da Vinci Şifresi”ndeki Silas karakteri nedeniyle toplumda oluşabilecek önyargılara karşı uyardı. Dennis Hurley’nin “The Albino Code” isimli filmi ise herkesin dilinde.

www.albinocode.com adresinden ücretsiz izlenebilen film, “Da Vinci Şifresi”ni ti’ye alıyor. Hurley “Da Vinci Şifresi”nde geçen olayları, gerçek bir albinonun gözünden aktararak hem “Hollywood önyargısını” yıkmaya hem de insanları albinizm konusunda eğitmeye çalışıyor. Hurley sorularımızı telefonda yanıtladı.

“The Albino Code”u çekmekteki amacınız neydi?
Hollywood’da albinolarla dalga geçme ve “kötü adam” olarak gösterme trendi var. Bir yazar ve oyuncu olarak “Da Vinci Şifresi” vizyona girerken, böyle bir parodinin ses getireceğini düşündüm.

Silas karakterini bir albino olarak gerçekçi bulmadığınız halde bu rol için seçmelere katılmışsınız.
Evet, çünkü yapımcılarla konuşup birtakım olumlu değişiklikler yapabileceğimi düşündüm. Bir kere albinolar, iyi göremedikleri için uzağa iyi ateş edemez ve gece yarısı araba kullanamaz. Zaten neticede rolü albino olmayan birine, Paul Bettany’ye verdiler, makyajla albino yaptılar. Yine de yönetmen Ron Howard önemli bir yanlışı düzelterek Silas’ın kitapta kırmızı olan gözlerini filmde değiştirdi. Bu da yazar Dan Brown’ın albinizm konusunda bilgili olmadığını veya araştırma yapmadığını gösteriyor. Albinoların gözleri kırmızı değil açık gri veya mavidir.

Filminizle ilgili ne gibi tepkiler alıyorsunuz?
Herkes çok beğeniyor. Albinolardan da destek mesajları alıyorum. Esas amacım güldürmek. Ama albinizmin gerçekte ne olduğunu da bu filmle anlatmaya çalışıyorum. Albino çocukların benim yaşadıklarımı yaşamasını istemiyorum. Kendilerine güvenli büyüsünler. Filmler önemli bilgi kaynaklarıdır. “Da Vinci Şifresi” ve benzerlerindeki “Albinolar kötüdür, doğaüstü güçleri vardır” gibi bir mesaj yanlış bilgilendirmeden başka bir şey değil. Hepimiz birbirimizden farklı olabileceğimizi kabullenmeli, hatta bu farklılıklardan dolayı mutlu olmalıyız.

“Toplumun düşmanlığını kazanmadıkça sorun yok”
Ali Şengöz 25 yaşında. ODTÜ İnşaat Mühendisliği’ni bitirmiş. Halen okulunda, Yapı Mekaniği Laboratuvarı’nda proje asistanı olarak çalışıyor. Aynı zamanda Radyo ODTÜ’de program yapıyor. Şengöz bunun yanı sıra albinizmle ilgili araştırmalar yürütüyor ve bunları www.alisengoz.net adresinde paylaşıyor.

Filmlerde albinoları “kötü karakter” olarak gördüğünüzde neler hissediyorsunuz?
“Da Vinci Şifresi”ndeki Silas karakteri bana itici gelmedi. Silas’ın kötü tarafta olması onu kötü göstermiyor. Tamamen toplumun düşmanlığını kazanacak bir karakter olmadığı sürece bence sorun yok. “Yıldız Savaşları”nda da karanlık tarafı sevenler vardır.

Albinoların en büyük sıkıntısı nedir?
Göz problemi. Bu nedenle eğitimini bırakıyor. Üniversiteye devam eden albinizmli sayısı çok azdır. Çünkü en önde otursanız bile tahtayı göremezsiniz. Ders çalışmak, kitap okumak çok büyük problem. Ben büyüteç kullanıyordum. Ama bir elinizle büyüteç tutarken diğer elinizle kalem tutmanız çok zor. Tahtayı görebilmek için de dürbün kullanıyordum. Ne yazık ki öğretmenler de albinizmi bilmediği için yardımcı olamıyorlar. En basitinden sınavları daha büyük puntolarla yazarak verebilirler. Sınıfın aydınlatılması, tahtanın yakınlığı ayarlanabilir. Şu anda bioptik denilen özel gözlükler kullanıyorum. Bir dürbünün gözlüğe monte edilmiş şekli denebilir. Görüş alanı dar ama hiç yoktan iyidir. Bunları Spot Az Görenlere Yardım Merkezi’nde bulabilirsiniz.

Albinizmi araştırmaya ne zaman başladınız?
ÖSS sınavıyla boğuşurken, göz problemi daha da ön plana çıktı. O sırada, yurtdışındaki albinizmle ilgili internet sitelerinde sıkça bahsedilen hayata daha olumlu bakabilme felsefesi benim için dönüm noktası oldu. Albinizmle yaşayacaksanız, bunun varlığını kabul etmeniz gerekiyor.

Sizin kendinizle barışık olmanızın nedeni, albinizmi daha iyi öğrenmeniz mi oldu?
Evet. İnsan kendi yaşadığı şeyi bilmediği zaman kendi de korkuyor. Belki de diğer insanların tepki göstermesinin nedeni de bu. Özellikle filmlerde özel güçleri varmış gibi veya kötü gösterilmesinin nedeni de bu. Aslında albinizm hastalık değil, genetik bir durum. Albinizmin tedavisi şu anda mümkün değil. Bununla yaşamayı öğreniyorsunuz bir şekilde. İnkar etmek yerine aksaklıkların üzerinden nasıl gelebilirim diye düşünmeli. Başkalarının ne düşündüğü umursanmamalı. Olaya pozitif yaklaşmak gerekiyor.

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://www.alisengoz.com.tr/2020/05/03/medyada-ben-01/

Meis’e gidelim mi? (Meis Hakkında Gerçekler)

Biraz geç oldu aslında, çünkü bu yazıyı geçen yıl (2017) kurban bayramından sonra yazmaya karar vermiştim, yine de bir bayram öncesinde olduğumuz düşünülerek hala bazılarını kurtarabilirim.

Bugün size “dünyanın en güzel yeri”, “ölmeden önce gidilmesi gereken 100 yerden biri”, “rüya ada” falan filan gibi allı pullu laflarla anlatılan, herkesin canı çektirilen, özellikle genç kızlarımızın instalarda görüp “aşkııım Behüceler de gitmiş biz gitmeyelim mi” dediği ve koşarak gidilesi gibi görünen MEİS hakkında gerçekleri anlatacağım. “Hazır Kaş’a geldik, bir gün de Meis’e gidip gelelim” demeden önce 5dk bi dinleyin beni.

Önce biraz teknik bilgi:

Meis diğer bir sürü Yunan adası gibi caanım vatanımızın hemen yanı başında bulunan, el atsan uzanacağın mesafede küçük bir adacıktır. Kaş ilçemizden 7.8km mesafede (aslında daha yakın noktadan ölçersen 2.1km), sevimli denilebilecek bir kara parçası. Diğer adı ise toprak renginden dolayı “Kızılhisar Adası”. 1948 yılında Yunanistan’a bağlanmış ve ne yalan söyleyeyim İlber Ortaylı büyüğümüzün dediği gibi, Kaş’ ın bugünkü beton haline bakınca; Meis’te yeni yapılaşmaya izin vermedikleri için; Yunanistan’a bağlandığına seviniyor olabilir adacık.

Mesi in Türkiyeye uzaklığı

Peki bu herkesin bahsettiği Meis’ e tatilin bir kısmında gitmeli mi yoksa gitmeye değmez mi? Dikkat ederseniz “tatilin bir kısmında” dedim, oradan anlamanız lazım ki tatil yapılacak bir yer değil, bi kahve içip dönülecek bir yer. Buyurun size gerçekler:

MEİS’E NEDEN GİDİLİR?

Bilmem, hiç mantıklı değil 😊

Tabi paran boldur (ki Euro kurunu da düşününce Yunan adaları ucuz hikayesi de bitti) nereye harcasam bilemiyorum diyorsundur, vaktin de boldur, Kaş’ta 3 aydır kalıyorsundur değişik bir şey yapayım demişsindir. Olabilir tabi engel olmayayım size bu durumda atlayın yatınıza gidin gelin.

MEİS’E NEDEN GİDİLMEZ?

E yukarıda yazdığım sizde yoksa, gitmeye değmez 😊

Tamam hadi biraz daha detaylandırayım.

Gidiş : Aman diyim bayramda hele sakın gitmeyin. Pasaport kuyruğunda uzun uzun bekleyip sinir olarak başladığınız bir geziden tat almanız zorlaşacaktır. 2 farklı firma var gidiş için, biz MeisExpres’i kullandık, diğerine göre erken kalktı ve içi klimalı rahattı. Ama Türkiye’den çıkışta ve Meis’e girişte çok bekledik. Tabi bu arada, orada yiyip içmeseniz bile günlük schengen parası+ git gel parası bir ton masraf. Zaten küçük yer, bir yere bağlı değil schengen niye isteniyor anlayamıyorum.

İlk izlenim : Meis’ e yaklaşırken karşınızda tam anlatıldığı gibi güzel, sevimli bir ada kasabası görüyorsunuz, bir koya yerleşmiş dizi dizi binalar, renkli evler bir anda çekici geliyor. Ama gerçek şu ki zaten hepsi bu 😊 Başka bir şey yok, şu gördüğünüz (alttaki fotoğraf) Meis’ in tamamı. Başka da bir şey yok. Yani yürüseniz git gel fotolar selfiler dahil yarım saatte biter.

Panoramik olarak Meis

Saint George Ve Kostas : Gitmişken tek dönüş şansınız akşam kalkacak bot olduğu için ve başka vakit geçirecek etkinlik olmadığı için Saint George adasına gidip denize girebilirsiniz. Ama bunun için sizi oraya götürecek bir kayık kiralamanız lazım. Yine tabi bunun için internette dolaşıp bloglardan bilgi almaya çalıştıysanız Kostas ismini duymuşsunuzdur. Herkes “aman çok tatlı adam” “kesin onunla gidin” diye anlatıyordu, ama adaya inince neden herkesin onu anlattığını kısa sürede anlayacaksınız. Pasaporttan çıkınca sağa dönün (zaten şehir orada) iki adım atın, karşınıza ilk gelen kayıkçı Kostas 😊 Yani sevgili blogger lar karşılarına ilk gelen kayığa binmiş onu da öve öve anlatıyorlar 😊 Bir özelliği yok hangi kayığa binseniz götürür dert etmeyin.

O meşhur Kostas bu

Zaten gidince de bir şey bulamayacaksınız “Kaş’ın denizi daha güzel” diyip yine dönüş saatini beklerken denizde kavrulmaya çalışacaksınız. Bence yanınızda yemek götürün, oradaki tek restoran leş ve herhâlde bugüne kadar yediğim en kötü hamburgeri yapıyorlar. Neden hamburger yedin derseniz menüde başka çok bir şey yok zaten diğeri “greek salad” dedikleri çoban salata ve caciki.

Biz yine Kostas ile döndükten sonra fark ettik, pasaporttan çıkınca sola dönersen hemen adanın ucundaki caminin yanında güneşlenebileceğin bir yer var, Kostas a para vereceğinize orada kalabilirsiniz mesela.

Frappe : “Madem Meis’ e gittin frappe içmeden dönme” derler size. Neden, çünkü hem vakit geçirmen lazım hem sıcakta serin bir şey içmen lazım hem de şekerin düştü tatlı bir şeyler gerekli. Yoksa başka numarası yok, Kaş’ta beach lerde daha iyisini içersin emin ol.

Sokaklar : Tamam sokaklar güzel, ama Avrupa’nın her yerinde görebileceğin hatta Türkiye’de sahil kasabalarında bol bulunan renkli dar ve denize dökülen sokaklar. Gittin madem estetik birkaç fotoğraf çek ki çok güzelmiş gibi paylaşırsın her mecrada.

Dönüş : Motor geldi ve Kaş’a dönüyorsan senden mutlusu yok, dönünce hemen denize at kendini bi rahatla ve normal hayatına geri dön 😊

Sonuç. İşte böyle, ben size diğer gezi blogger ları gibi her gittikleri yeri övüp peşinden insanları sürükleme çabası içinde olmadan gerçekleri anlatmaya çalıştım. Gittiğinizde görebileceğiniz her şeyin fotoğrafını da paylaştım. Bundan sonra karar sizin, ama giderseniz haber edin ki dönünce size “ben demiştim” diyeyim 😊

Sevgiler

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://www.alisengoz.com.tr/2018/08/12/meise-gidelim-mi-meis-hakkinda-gercekler/

İstanbul Maratonunda İyilik Peşinde Koşuyorum.

Bu sene 39. Vodafone İstanbul Maratonu unda ben de koşuyorum. İyilik Peşinde Koş teması ile Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı adına, korunmaya muhtaç çocuklara bir miktar destek olabilmek için ben de koşuyorum. İyiliğin spor ile birleştiği bu etkinlikte her ne kadar 10km koşuda bir iddiam olmasada kampanya ile birlikte toplayabildiğim bağışların mutluluğu bile yeterli.

Sen de bu kampanyaya destek olmak istersen, istediğin kadar ya da yapabildiğin kadar bağışı aşağıdaki bağlantıdan güvenli bir şekilde yapabilirsin.

https://bagis.adimadim.org/?ccid=CC26331

Şimdiden teşekkürler.

 

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://www.alisengoz.com.tr/2017/11/11/istanbul-maratonunda-iyilik-pesinde-kosuyorum/

Web Sitem Yenilendi

Çok uzun zamandır kendi haline bırakmıştım. Öyle ki arada sizden gelen iletişim bilgilerine bile cevap verememiştim. Geçen hafta farkettim ki sitenin “hosting” hizmetinin ödemesini kaçırdığım için site silinmiş. Az kalsın tamamen kaybediyordum, ama son anda yakaladım. Bu vesile ile siteyi en batan kurmam gerekti tabi. Şu anda halen düznelemeye çalışıyorum ama sayfaları yavaş yavaş fırsat buldukça ekleyerek sizlere daha rahat ve sade ulaşabileceğim bir site haline getireceğim. Bu yüzden ara ara yine beklerim 🙂

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://www.alisengoz.com.tr/2017/05/25/web-sitem-yenilendi/

2007 Deprem Yönetmeliğinde Yer Alan “Mevcut Binaların Değerlendirilmesi” Yöntemlerinin Artıları ve Eksileri

Below you can find full PDF and the Abstract of my paper published in “Teknik Dergi” based on my Ms thesis.

Dosya Bağlantıları

Teknik Dergi (Dergipark) : https://dergipark.org.tr/en/pub/tekderg/issue/12763/155254

Öz

2007 DEPREM YÖNETMELİĞİNDE YER ALAN “MEVCUT BİNALARIN DEĞERLENDİRİLMESİ” YÖNTEMLERİNİN ARTILARI VE EKSİLERİ

Yazar: Ali ŞENGÖZ

YazarHaluk SUCUOĞLU

Yayın Tarihi : Ocak 1, 2009

 

2007 Deprem Yönetmeliği mevcut binaların değerlendirilmesi ve güçlendirilmesi konusunda yeni bir bölüm içermektedir. Yönetmelikte yer alan değerlendirme yöntemleri doğrusal elastik ve doğrusal elastik olmayan yöntemler olarak ikiye ayrılmıştır. Bu çalışmada 2007 Deprem Yönetmeliği’nde yer alan değerlendirme yöntemlerinin aralarındaki farklılıkları irdelemeyi amaçlayan bir araştırma gerçekleştirilmiştir. 2007 Deprem Yönetmeliği’nde verilen yöntemler kullanılarak iki farklı konut binasının mevcut ve güçlendirilmiş durumlarının karşılıklı değerlendirmesi yapılmıştır. Değerlendirme sonuçları ayrıca binalardan birisinin maruz kaldığı 1999 Düzce depreminde gözlenen performansı ışığında irdelenmiştir. Elde edilen sonuçlar ışığında 2007 Deprem Yönetmeliği’nin güçlü ve zayıf yanları belirlenmeye çalışılmıştır

Anahtar Kelimeler: Deprem Yönetmeliği, değerlendirme yöntemleri, mevcut binalar

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://www.alisengoz.com.tr/2009/01/01/2007-deprem-yonetmeliginde-yer-alan-mevcut-binalarin-degerlendirilmesi-yontemlerinin-artilari-ve-eksileri/

Yüksek Lisans Tezi : 2007 DEPREM YÖNETMELİĞİNDE YER ALAN MEVCUT BİNA DEĞERLENDİRME YÖNTEMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Bu sayfada Yüksek Lisans Tezimin PDF olarak tam metnini ve Öz bilgisini bulabilirsiniz.

Dosya Bağlantıları

ODTÜ Kütüphanesi: http://etd.lib.metu.edu.tr/upload/3/12608983/index.pdf

Öz

2007 DEPREM YÖNETMELİĞİNDE YER ALAN MEVCUT BİNA DEĞERLENDİRME YÖNTEMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Şengöz, Ali
Yüksek Lisans, İnşaat Mühendisliği Bölümü
Tez Yöneticisi: Prof. Dr. Haluk Sucuoğlu

Ekim 2007, 213 sayfa

 

Türkiye sismik olarak aktif bir bölgede konumlanmış ve yüzyıllar boyunca deprem sebebiyle can ve mal kaybı yaşayan ülkeler arasında yüksek sıralarda yer almıştır. Buna ek olarak, ülkenin bina stoğu, kötü inşaat kalitesi ve deprem açısından yetersiz statik sistemlerden oluşmaktadır. Bunun sonucu olarak hızlı ve güvenilir değerlendirme ve güçlendirme yöntemlerininin ihtiyacı doğmuştur.

2007 Deprem Yönetmeliği mevcut binaların değerlendirilmesi ve güçlendirilmesi konulu yeni bir başlık içermektedir. Yönetmelikte yer alan değerlendirme yöntemleri doğrusal elastik ve doğrusal olmayan yöntemler olarak ayrılabilir. Mühendis bu iki yöntemden birini hiçbir sınırlama olmaksızın kullanabilir.

Bu çalışmada, 2007 Deprem Yönetmeliğinde yer alan mevcut bina değerlendirme ve güçlendirme yöntemlerinin aralarındaki farklılıkları irdelemek amaçlı bir araştırma gerçekleştirilmiştir.. Bu amaçla, 2007 Deprem Yönetmeliğindeki yöntemler kullanılarak iki çift mevcut ve güçlendirilmiş konut binasının değerlendirmesi yapılmıştır. Değerlendirme sonuçları, beş katlı örnek binanın maruz kaldığı 1999 Düzce depremindeki gerçek hasar durumu ile karşılaştırılmıştır. Ek olarak, altı katlı örnek binanın dıştan perde ile güçlendirilmesi seçeneğinde ankraj hesabı yöntemi önerilmiştir.

Anahtar kelimeler: 2007 Türk Deprem Yönetmeliği, Doğrusal olmayan analiz yöntemleri, doğrusal elastik analiz yöntemleri, global performans, yöntem kabul değerlendirmesi

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://www.alisengoz.com.tr/2008/01/01/yuksek-lisans-tezi-2007-deprem-yonetmeliginde-yer-alan-mevcut-bina-degerlendirme-yontemlerinin-degerlendirilmesi/